28 Nisan 2019 Pazar

''HOŞGÖRÜ'' İLE KATLEDİLEN EZİDİLER VE ONLARIN KARA TALİHLERİ


Ey Tanrım, Şeyh Şems ve Şeyh Ali; Ey Melek Tavus
Sultan Ezi’nin devrine inancım var,
Ezid’in ağıldaki kuzusuyum,
Ey Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme.
Onları ilk kez televizyonda IŞİD’den kaçmaya çalışırlarken gördüm. Daha önce birkaç kez Yezid, Ezidi kelimelerini duymuş olsam da araştıracak kadar ilgimi çekmemişti. Ta ki IŞİD, Irak’ta Ezidilerin bulunduğu bölgeye saldırıp erkeklerin kafalarını kesip, kadınlarına tecavüz edene kadar.
IŞİD Ezidilere, tövbe edip Müslüman oldukları taktirde canlarını bağışlayacağını söylemişti. Ancak hiçbiri bunu yapmadı. Yukarıdaki dörtlük Ezidiler’in duasından bir parça. Tıpkı dualarındaki gibi baştan oldular da yine de inançlarını bırakmadılar.

"Hoşgörü"yle katledilenler: Ezidiler

IŞİD “din” kisvesi altında gösterdiği bu barbarca tutumu, yeterince “Müslüman” görmediği herkese karşı uyguluyordu ve Ezidi halkına yaptığı da diğerlerinden çok farklı değildi. Aradaki fark Ezidilerin tarih boyunca inançları yüzünden benzeri işkencelere ve soykırımlara uğramış olmasıydı. IŞİD ne ilkti, ne de son olacaktı...
Ben kafamda Ezidiler tam olarak neye inanıyor diye düşünedururken evrene fazla mesaj göndermiş olmalıyım ki tam da konuyla ilgili bir basın bülteni mailime düştü.
İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde yer alan Enerji Müzesi’nde düzenlenen ve Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi olan Amed Gökçen’in, Ezidiler’i ve Ezidi inanışlarını ele aldığı “Kara Kitap Kara Talih” kitabının lansmanında çok daha fazlasını öğrendim. Saner Şen’in çektiği mükemmel fotoğraflarla süslenmiş bu kitabın önsözünü ise Murathan Mungankaleme almış.
“Şeytana tapıyorlar, ateşe secde ediyorlar” efsaneleri etrafında haklarında oldukça fazla bilgi kirliliği oluştu. Peki kim bu Ezidiler? Tarih boyunca yok edilmeye çalışılan bu insanlar neye inanıyor da bu kadar tehlikeli algılanıyor? Irak çok da uzak değil, bu kültüre bu kadar yabancı olmamamız gerek öyle değil mi? Hatta Irak’a gitmenize gerek yok, onlar içimizde Türkiye’de de yaşıyorlar. Daha geçtiğimiz ayda 2.000 Ezidi, canlarını kurtarmak için Habur sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptı, çoğu da kadın ve çocuk. Güneydoğu'daki belediyelerin tahsis ettiği spor salonlarında, çadırlarda kalıyorlar. Burnumuzun dibinde ne dramlar yaşanıyor...
Batman’da, Mardin’de sessiz sedasız hayatlarına devam ediyorlar. Ne yazık bize! Burnumuzun dibinde yaşanan acıların farkına bile varmadan yaşayıp gidiyoruz.  Ancak onların farkında olmamamızın tek sorumlusu biz değiliz. Bu aynı zamanda kendi tercihleri. Çünkü korkuyorlar... Dünyada sadece 700.000 Ezidi var. Tarih boyunca yok edilmeye çalışıldıkları için farklı yerlere dağılmışlar.
Tüm kurallarının yazılı olduğu belli bir kutsal kitapları olmadığından farklı ülkelerdeki Ezidilerin inançları da farklılık gösterebiliyor. Ancak temel aynı, yarı insan-yarı melek soyundan geldiklerine inanıyorlar ve bu nedenle ancak Ezidi bir anneden doğarsanız Ezidi olabiliyorsunuz. Başkalarıyla evlenmeleri ve soylarını bozmaları yasak. Hatta kendi aralarında bile kast ayrımından ötürü evlilik yasağı var.
Şimdi hepsini Amed Gökçen’in 2004’te başladığı Türkiye, Suriye, Irak, Gürcistan, Ermenistan ve Almanya’da yürüttüğü saha araştırmalarından elde ettiği değerli bilgilerin sonucu olan bu kitap sayesinde öğreneceğiz.
Gökçen; “Şimdi bu kitabı yayınladıktan birkaç yıl sonra her zaman yaptıkları gibi bazı kişiler çıkıp yazdıklarımın doğru olmadığı iddia edecek ve yeni tartışmalar başlatacaklar. Yazdığım hiçbir şeyin doğru olduğunu iddia etmiyorum. Ama ben öyle gördüm, öyle anlattılar. Bu yazılı bir din değil ve her ülkedeki Ezidiler’in inanışları birbirinden farklılık gösterebiliyor. Ermenistan’daki çok başka bir Ezidilik, Irak’taki başka bir Ezidilik…” diye özetliyor durumu.
Ezidilere olan ilginiz nereden kaynaklanıyor?

Amed Gökçen: Çocukken yaşadığım Diyarbakır'da Ezidilere ilişkin birçok hikaye duyardım, bunlar zaman içerisinde benim ilgimin bu topluluğa doğru yönelmesini sağladı. Sonraki yıllarda da tanıştığım birkaç Ezidi sayesinde toplulukla doğrudan bir ilişki kurma şansını elde ettim ve bugüne kadar süre gelen çalışmalara başladım.
Tanıdığınız Ezidiler içinde IŞİD'den kaçarken kötü anılar yaşamış olanlar var mı? Nasıl iletişim kurdunuz?

A.G. : Telefonlaştık. Arkadaşım diğer Ezidilerle birlikte bir kamyona binmiş topluca kaçarlarken, Şengal'den  yeni çıkmışlarken, kamyonları bozuluyor. Yolun ortasında birilerinin onlara yardım etmesi için beklerken bir süre sonra IŞİD militanları geliyor.
IŞİD militanları kamyonun kasasını açınca içeride bir sürü kadın, çocuk ve adamın olduğunu görüyor. 3 kadını seçip, onların karşılığında hepsini serbest bırakacaklarını söylüyorlar. Aynı aileden 3 tane evli ve çocuklu kadını alıp bütün herkesi serbest bırakıyorlar. Buna benzer yüzlerce olay ve hikaye var.
Peki madem telefonları vardı, IŞİD onlara gelmeden önce haberleşip kaçamazlar mıydı?

A.G. : IŞİD zaten hep oradaydı. Sadece bugün siyasi olarak daha güçlü bir hale geldiler. Suriye'den aldıkları destekle birlikte zirve noktasına çıktılar.
Diğer ülkelerdeki Ezidiler birbirini koruyup kollayamıyor mu?

A.G.: Çok fazla koruyup kollama imkanına sahip değiller çünkü Ezidiler fakir insanlar. Bu fakirlik içerisinde de yardımlaşmaları zor oluyor.
Türkiye'deki Ezidiler en çok nerede toplanmış durumdalar?

A.G. : Türkiye'de 500 Ezidi var. Yoğun olarak Batman, Urfa ve Mardin'deler.
Neredeyse 1970’li yıllara kadar Ermenistan Ezidileri hariç, Ezidilerin çok büyük bir bölümü okuma-yazma bilmiyordu. Ancak Amed Gökçen, okuma-yazma bilmeyen Ezidi dervişlerin, ölen kişinin yanına oturup okuduğu duayı şaşkınlıkla dinlemiş.
Dervişler ölenlerin ardından bedenin yanına gidip “Bu dünya İbrahim'e de, İskender'e de kalmadı; bu dünya Sokrates'e de Platon'a da kalmadı” diyormuş. Okuma yazma bilmediği halde Sokrates’ten Platon’dan bahseden bu dervişler Gökçen’i fazlasıyla şaşırtmış.
Kitabın önsözü, 1980’de yayınladığı “Mahmud ile Yezida” romanıyla Ezidiler’i tiyatro edebiyatına ilk kez katan Murathan Mungan’a ait. Mungan bu kitaba neden sunuş yazısı yazdığını merak edenler için ilk kitabı “Mahmud ile Yezida”nın bir Müslüman delikanlıyla Ezidi kızın efsaneleşmiş aşkını anlattığını hatırlatıyor ve çocukken gördüğü ve hiç unutamadığı bir anısını aktarıyor:
Babasının iş gezilerinden birinde Mardin’e giden Mungan, çevresine bir daire çizilen bir adamın etrafını kuşatan kalabalık tarafından sürekli taşlandığına ancak adamın daireden çıkıp kaçmadığına şahit oluyor. Adamın Ezidi olduğunu, Ezidiler’in Melek Tavus’a taptıklarını, inançlarına göre dairenin kutsal olduğunu, bu nedenle daire silinmeden içindekinin dışarı çıkamadığını öğreniyor.
Daha sonraları, bu inancı gülünç bulanların da başka türlü görünmeyen daireler içinde durduğunu ve çıkamadığını fark ediyor. Ve “Kara Kitap Kara Talih”e yazdığı önsözün “Mahmud ile Yezida”yı yazdığı günden beri kendisine Ezidilere ilişkin yöneltilen sorulara toplu yanıt yerine geçmesini diliyor.
"BİNLERCE YILDIR HOŞGÖRÜ SAVAŞLARI YAPILIYOR"
"Benim derdim hakikati göstermek. Ezidiler, Ortadoğu'nun Aborjinleridir. Bu insanların din hanesine bile dinleri yazılmazdı. Şimdi Ezidilik üzerinden siyaset yapıldığına şahit oluyoruz. Vicdanınızı unutarak, insan olmayı unutarak politika yapamazsınız. Kendimize "hoşgörü dini" diyoruz ama binlerce yıldır "hoşgörü savaşları" yapılıyor. Kim bu hoşgörü gösterenler merak ediyorum!" diyerek çok haklı bir noktaya değiniyor Murathan Mungan.
Amed Gökçen ile Ezidiler'in bulunduğu toprakları gezerek fotoğraflarını çeken Saner Şen ise çok sevdiği bu insanları televizyonda IŞİD'den kaçarken görmenin kendisini nasıl huzursuz hissettirdiğini söyleyerek, "Tanıştığım insanların çoğu belki de artık yaşamıyor" diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Hepsinin ortak bir çağrısı var; Ezidilerin acılarına duyarsız kalmayın, Türkiye'ye sığınan Ezidilere bağış yapın, yardım edin. Buna gerçekten ihtiyaçları var. Bir kavmin nesli tükenmek üzere!
Şimdi aklımdaki soruları "Kara Kitap Kara Talih"te yazılanlara göre Murathan Mungan ve Amed Gökçen'in kaleminden yanıtlayacağım.
EZİDİ ADI NEREDEN GELİYOR?

Ezidi toplulukların çoğu bu adı “Dünyanın Yaratılışı” ilahisinde yer alan bir anlatıyla açıklar ve Tanrı’nın “Ben kimim?” sorusunu, “Sen Xuda’sın, ben Ezda! Sen Yaradan’sın ben mahlukat!” diye yanıtlayan Melek Tavus’un bu “adlandırmasıyla” ilişkilendirir.
Bir diğer sava göreyse, Ezidi inancının yaratılış mitolojisine bir gönderme olarak Adem’den sonraki ataları kabul ettikleri, bazı kaynaklarda Seyyid bin Car bazı kaynaklarda “Ezda” olarak anılan Şahid bin Car’ın soyundan geldikleri için Ezda’ya mensup olanlar anlamında bu adı aldıkları.
ONLARI ÖZEL KILAN NE?

İnanışlarına göre diğer tüm insanlar Adem ile Havva’nın soyundan gelirken onlar Adem’in tek başına kendi yaptığı “ikinci ata” dedikleri Ezda’dan çoğalmışlardır. Bu nedenle kendilerini seçilmiş halk olarak görürler. Yani doğuştan Ezidi olmayan sonradan Ezidi olamaz. Ancak Ezidiliği kabul eden Kürt, Arap kabileler olduğu gibi, Aleviliği, Bektaşiliği seçen Ezidiler de olmuştur.
EZİDİ Mİ YEZİDİ Mİ?

Geçmişten beri Yezidi değil Ezidi olarak anılmak istiyorlar. Bunun nedeni de soyağaçlarını Yezid b. Muaviye ya da Yezid b. Uneysa’ya bağlamaya çalışan İslami mihrakların iddiasını boşa çıkarmak ve “Yezit” sözcüğünün Müslüman algıdaki olumsuz çağrışımını kendilerinden uzak tutmak.
Yezid b. Muaviye, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinden sorumlu tutulduğundan “yezit” sözcüğüne kötü bir anlam yüklenmiştir. Bazı Ezidi toplulukların dönemin siyasal, sosyal koşulları nedeniyle Hz. Hüseyin’in katli konusunda suçsuzluğuna inandıkları için Muaviye ve oğullarını desteklemiş olması, Müslümanların onları soy bağıyla Yezid b. Muaviye’ye bağlamalarına ve Ezidiliği İslamiyet’ten kopmuş sapkın topluluk olarak göstermelerine neden olmuştur.
ŞEYTANA MI TAPIYORLAR?

Ezidilerin şeytana tapan, satanist bir tarikat oldukları iddiası Sünni İslam tarafından özellikle yaygınlaştırılmıştır. İlahi bildikleri Melek Tavus’un, Müslümanların ve Hıristiyanların “şeytan”ı ile herhangi bir bağlantısı yoktur. Tanrı’nın yarattığı Baş Melek Azazil’in Ezidilerde Melek Tavus’a, diğer tek tanrılı dinlerde Şeytan’a kaynaklık etmesi bu yanılgıyı pekiştiriyor.
Ezidilerin meleği yedi küp gözyaşı dökmüş ve sonra Xuda tarafından affedilerek yeniden Tanrı katına çağrılmışken diğer dinlerin Şeytan’ı affedilmemiş ve dünyada kalmaya mahkum edilmiştir. Melek Tavus’un döktüğü 7 küp gözyaşıyla cehennem ateşini söndürdüğüne ve bu yüzden de artık cehennem diye bir yer olmadığına inanmaktadırlar. (Bu hikaye ayrıntılı olarak aşağıda anlatılacaktır...)
KUTSAL KİTAPLARI NE?

Ezidilik tarihi yüzyıllar öncesinin sözlü kültüre dayanan, dini bilgilerle ibadetlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir gelenektir. Asuri, İrani, Mecusi, Sabii, Maniheist, Mazdeki, Hıristiyan ve Müslüman unsurlar Ezidiliğin içinde katmanlanmıştır. Kutsal diye nitelendirilebilecek 2 kitapları vardır.
Kimler tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Şeyh Adi b. Musafir tarafından yazıldığına inanılan ve ilk nüshası 8 sayfa, 109 satırdan oluşan Kitab-ı Cilwe (Nur Kitabı) ile bilinen ilk nüshası 152 satırdan oluşan Mushaf-ı Reş. Ancak Ezidilere göre bu metinler Kur’an ya da İncil gibi birer vahiy kitabı değildir bu nedenle “kutsal” metin olarak görülmezler. Ayrıca bu nüshaların zaman içinde değiştirildiğine inanmaktadırlar.
Onların dini pratikleri bu kitapların içeriğinden çok gelenekle devralınan kurallar ve ayinlerden oluşur. Yani Ezidilik yazılı değil, sözlü bir dindir. Ayrıca Ezidiler diğer dinlerin kutsal kitaplarının da zaman içinde insan eliyle bozulduğunu ve eklemeler, çıkarmalar yapılarak tanrısal gerçekliklerin ve vahiylerin çarpıtıldığını iddia ederler.
Ezidiler dini bilgileri kendi din adamlarından nakil yoluyla öğrenirler bu nedenle din adamlarına ve emirlere tam bir teslimiyetle bağlanmaları gerekmektedir. Ezidilik, İslam’ın şeriat düzenini kabul etmez, şeriatın alemin nizamı için insanlar tarafından yazılmış olduğunu iddia eder.
MELEK TAVUS KİMDİR? NEDİR?
Tanrı kendisini belli belirsiz bir an içinde yoktan var eder. Beyaz bir kuş yaratır ve kuşun sırtına bir inci yerleştirir. Tanrı kendisini o incinin içine hapseder ve kuşun sırtında alemi seyre dalar. Kuş alemin bir yerinde ansızın durur. Tanrı inciyi sayısız parçaya böler ve göğe doğru yükselir. Boşluğa yayılan inci parçalarından Güneş, yıldızlar, gezegenler, karanlık ve aydınlık çıkar.
Saçılan parçalardan biri Dünya’dır. Tanrı yeri ve göğü birbirinden ayırır ve der ki; “Dünya şen olmalı.” Tanrı kendisini boşlukta yok etmeden önce Dünya şen olsun diye bir kuş yaratır; kuşun adı Melek Tavus’tur. (Tawusi Melek) Melek Tavus binlerce yıl boyunca ne olduğunu bilmeden Dünya’nın etrafından dolanıp durur ve bir gün Tanrı Melek Tavus’u test etmeye karar verir. Dünya’nın tepesinde kökleri göğe, dalları yere uzanan bir ağaç yaratır ve Melek Tavus yaratıldığı günden bu yana ilk defa bir yere konar.
Tanrı karşısında belirir ve Melek Tavus’a “Söyle Tavus ben kimim?” diye sorar. Melek Tavus; “Sen sensin ben de ben. Başka ne olabilir ki?” diye yanıt verir. Tanrı bu cevap üzerine Melek Tavus’a çok kızar ve ağaçla birlikte gözden kaybolur. Binlerce yıl sonra yeniden ortaya çıkar ve Melek Tavus’a aynı soruyu sorar. Tavus aynı cevabı verir ve Tanrı yeniden sinirlenip yok olur. O zaman Melek Tavus Tanrı’yı düşünmeye başlar ve onun kim olduğunu anlar.
Ona bağlılığını göstermek için binlerce yıl yeniden Tanrı’nın belirmesini bekler. Bir gün Tanrı yeniden ağaçla birlikte belirir ve tekrar “Söyle bana Melek Tavus ben kimim?” diye sorar. Bunun üzerine Melek Tavus da “Sen Xuda’sın ben Ezda, sen yaradansın ben mahlukat” cevabını verir. Tanrı, Melek Tavus’a sadece O’na secde etmesini ve yeri göğü yaratanın kendisi olduğunu söyler.
Melek Tavus, Tanrı’yı onaylar ve cennete çıkarlar. Tavus kuşunun Melek Tavus’un suretini yansıttığına inandıkları için dini ve kültürel her figürde tavus kuşu resmine rastlamak mümkündür.
ADEM'İN YARATILIŞI
Tanrı Melek Tavus’a; “Dünya şen olsun” der.  Melek Tavus Perşembe günü Dünya’yı şekillendirmeye başlar, karanlığı aydınlıktan dağları denizlerden ayırıp toprağa can verir. Tanrı Melek Tavus’a bir daha “Dünya şen olsun” der. Melek Tavus Tanrı’nın ne istediğini anlayamaz ve terlemeye başlar. Terleri toprağa dökülür ve Melek Tavus ıslanan topraktan şekiller yapmaya başlar.
Daha sonra Tanrı’ya elleri ve ayakları olan, yüz hatları belirgin topraktan yapılmış bir şey getirir.  Tanrı topraktan şeklin yüzüne doğru nefesini üfler ve “Adı Adem olsun” der. Melek Tavus Adem’i alıp Cennet’te bir yere götürür. Ancak sonra Tanrı’nın karşısına götürüp “Tanrım, Adem’in gözleri var görüyor, kulakları var duyuyor ama yine de bir şeyler eksik” der. Tanrı beklediği bu soru karşısında Melek Tavus’a; “Git Ruh’la konuş ve ona de ki; Tanrı Adem’in bedenine girmeni istiyor”der.
Melek Tavus, Ruh’a gider ve Tanrı’nın buyruğunu iletir. Ruh da Melek Tavus’a “Adem ölümlü müdür?” diye sorar.  Melek Tavus ölümlü olduğunu bildirince de Ruh; “O vakit git ve Tanrı’ya şunu sor: Adem öldüğünde ölen Adem midir, ruh mudur?”
Melek Tavus bu soruya aldığı cevabı Ruh’a iletir ve “Ölen sen değilsin, Adem’dir” der. Ruh tekrar sorar;“Bu Adem dediğiniz varlık zarar gördüğünde acıyı çeken Adem midir, ruh mudur?”
Melek Tavus, Tanrı’nın huzuruna çıkıp bu soruya da yanıt alır ve tekrar Ruh’un yanına gidip; “Ölen de sen değilsin acı çeken de; yaşadığı sürece mükafatta Adem’indir cefa da” der. Ruh bunun üzerine mecburen Adem’in bedenine girer. Melek Tavus, Adem’in göbek deliğini düğümler ve Ruh böylece Adem’in bedenine hapsolur. Melek Tavus canlanan Adem’i alıp Cennet’e gelir.
MELEK TAVUS, CENNET'TEN KOVULUR
Bunun üzerine Tanrı tüm melekleri ve Adem’i huzuruna çağırıp “Bir emanetim var ve aranızdan birine bunu vermek istiyorum” der. Melekler korku içerisinde tek kelime etmeden bekler. Sadece Adem “Ben emanetinizi almaya talibim” der. Melek Tavus dahil tüm melekler şaşkınlıkla Adem’e bakarken, Tanrı tüm meleklere dönüp Adem’e secde etmelerini söyler.
Biri hariç tüm meleklerin alnı Adem’in önünde yere değer. Tanrı secde etmeyen Melek Tavus’a “Neden secde etmedin ey Melek?” der. Melek Tavus büyük bir gururla “Sen yeri ve göğü yaratan kadir-i mutlak olansın. Senden başkasına inanmam, senden başkasını dinlemem. Bu da bir sınavdır ve ben senden başkasına secde etmem” diye karşılık verir. Bunun üzerine Tanrı Melek Tavus’u Araf’a atarak cezalandırır.
MELEK TAVUS'UN 40 KÜP GÖZYAŞI CEHENNEM ATEŞİNİ SÖNDÜRÜR
Melek Tavus 40 bin yıl ağlar. Gözyaşlarını 40 küpte biriktirir ve hiç şikayet etmez. 40 bin yılın sonunda  Tanrı, yaşananların bir bütün olarak sınav olduğunu söyler. Öncekiler gibi sonraki zamanlarda yaratılacak olan tüm canlılar da bu sınavlarla özgürleşecek ve yaşamlarını onurlu bir şekilde sürdürecektir.
Tanrı Melek Tavus’u Cennet’ine alır ve “Tüm sınavlardan başarıyla geçtin ve bana olan sadakatini bir kez daha gösterdin. Sen artık meleklerin başı ve Dünya’nın yürütücüsüsün” der. Melek Tavus bunun üzerine Araf’ta biriktirdiği 40 küp gözyaşıyla Cehennem ateşini söndürür ve Dünya’yı yönetmeye başlar.
ADEM’İN ÇOCUKLARI

Tanrı, Melek Tavus’tan Dünya’yı şenlendirmesini ister. Bunun üzerine Melek Tavus, Adem’in kaburgalarından Havva’yı yapar. Onları Cennet’te bir ağacın gölgesine bırakırken “Tanrı’nın emridir, bu ağacın meyvesinden yemeyin” diye uyarır. Hikayenin bundan sonraki kısmı tanıdık. Adem’le Havva bir süre sonra bir yılanın kandırması sonucu “Yasak meyve”den yer ve Cennet’ten atılarak Dünya’ya gönderilirler. Şimdi gelelim Adem’le Havva’nın nasıl çoğaldığına…
Ezidilere göre Adem ile Havva nasıl çoğalacaklarına dair konuşurlarken, Melek Tavus Cennet’ten iki küp getirir. Adem’le Havva “ruh”larını küplere koyarlar. 40 gün sonra küpleri açtıklarında Havva’nın küpünde börtü böcek, Adem’in küpünde ise Seyyid bin Car (Küpten Gelen Çocuk) olduğunu görürler. Yıllar sonra Melek Tavus, Seyyid bin Car’a eş olarak Cennet’ten bir huri getirir. Seyyid bin Car ve Cennet’ten getirilen hurinin çocukları olur.
Adem’in sonraki yıllarda olan çocuklarının hepsi Havva’dandır ve çocukları ikizdir. Seyyid bin Car ve hurinin çocukları bugünkü Ezidi topluluğunun atalarını, Adem ve Havva’dan olan diğer çocuklar da farklı milletleri oluşturmaktadır. Yani Ezidiler, bir insanla bir hurinin birleşmesi sonucu meydana gelmişken diğer insanlar iki insandan çoğalmışlardır.
Seyyid bin Car, Adem ve Havva’dan değil, sadece Adem’in çocuğu olarak resmedilmektedir. Ezidi topluluğu bu sebeple dünyanın yaratıldığı andan itibaren var olan kutsal kana sahip olduklarına inanmaktadırlar ve Ezidi olmayan biriyle evlenmeyi kabul etmezler.
MELEK TAVUS “ŞEYTAN” MI?

Yaratılış mitinde yer alan Melek Tavus; Kur’an, İncil ve Tevrat’ta “Kötülük Meleği” olarak yazılmış olması Ezidiliğin “Kötülük Meleği’ne Tapanlar” olarak algılanmasına sebep olmuştur. Ancak  bu kitaplarda “Kötülük Meleği”, “Şeytan” olarak resmedilen Melek Tavus’un Tanrı’nın emrine uymayarak secde etmemesinin temel sebebi kibirli olması değil, Tanrı’ya olan kusursuz bağlılığıdır.
Semavi dinler, Tanrı’nın emrine uymayarak Adem’e secde etmeyen ve cennetten kovulan asi meleği kapsayan bu yaratılış hikayesini, meleğin Tanrı’ya uymadığı ve atıldığı kısmında bitirirler. Ezidiler ise hikayeyi devam ettirir ve sonunda Melek Tavus’un affedildiğine inanırlar.  Bir diğer önemli nokta da, Ezidi inancına göre Tanrı dünyanın ve kainatın yaratıcısıdır ama sürdürücüsü değildir.
Dünyanın geleceği Tanrı tarafından şekillendirildikten sonra kainatı idare etme görevi Melek Tavus’a verilmiştir. Ancak Melek Tavus herhangi bir tanrısal güç barındırmaz ve sınırlı bir güce sahiptir. Melek Tavus, Tanrı’nın emirlerini yerine getiren vekili ve yardımcısı olarak algılanır.
REENKARNASYONA MI İNANIYORLAR?
Birçok Ezidi’ye göre ruh ölümsüzdür ve ölümlü olan beden karşısında ruh kendisini sürekli yenileyerek yeni bedende var eder.
Ezidi liderlerinden Emir Muaviye bin İsmail el-Yezidi diyor ki: “Biz ruh göçüne inanıyoruz. Çünkü Melek-e Tawus’un aracılığı ile Yüce Varlık’ın yarattığı cevher sonsuzluktan başka bir şey olamaz. Cehennem ve Cennet tekbirleşmişlerdir. İnsan eylemlerinden ötürü harfi harfine, noktası noktasına bu dünyada yargılanır ve ödüllendirilir veya cezalandırılır."
Ancak bu sözlerin tam tersini 1990’da Ezidi Ruhani Meclisiyle yapılan bir görüşme sırasında Baba Qewal dile getiriyor;
“Allah insanoğlunu yarattığı zaman, insanoğlunun günah işleyeceğini biliyordu. Eğer Yargı Günü’nde iyi bir yer yoksa ve hapishane gibi bir yer yoksa-cennet ve cehennem yoksa- insanlar Allah’tan nasıl korkardı. Bu yerler olmaksızın, insanoğlu O’ndan korkmazdı. Bu yüzden O iyiler için cenneti, kötüler için cehennemi yarattı.”
3 KUTSAL İLKE
Her Ezidi’de mevcut olması gereken 3 özellik vardır:
1.    Doğruluk İlkesi: Her Ezidi doğru yolda olmalı, Tanrı yolundan ayrılmamalı ve yalandan uzak durmalıdır.
2.    Bilme İlkesi: Her Ezidi, kendini, etrafındakileri ve bununla birlikte dinini bilmelidir. 
3.    Utanma İlkesi: Başı dik bir biçimde cemaatte gezebilmeli ve kötü bir işe bulaşmamalıdır.
DİNİN ŞARTLARI
Dua etmek, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, sünnet olmak ve Toke Ezi.
Toke Ezi nedir?
Ezidi inancına göre Seyyid bin Car, Melek Tavus’un Cennet’ten getirdiği huriden olan çocuklarının Adem ve Havva’nın çocuklarından farklı olduğunu göstermek amacıyla kendi çocuklarının boynuna beyaz bir ip bağlar. Bu ip bugün de Ezidiliğin simgesel göstergelerinden biridir ve her Ezidi’nin boynunda mutlaka bulunmalıdır. Ayrıca ölen kişi mahşer kalabalığında Melek Tavus tarafından bu ip sayesinde tanınıp Cennet’e alınacaktır.
GÜNEŞ’E VE ATEŞE Mİ TAPIYORLAR?
Güneş bir kült olarak Ezidi ibadetlerinin belirleyici unsurudur. Fakat Ezidiler hiçbir koşulda güneşe veya ateşe tapmaz. Güneş barındırdığı ateşle birlikte tüm diğer elementlerin ve doğanın yapısını değiştirebilecek bir güce sahip olması sebebiyle böyle bir öneme sahiptir.
Ayrıca yarı insan-melek’lerden Şeşims güneş olarak tasvir edilmektedir. Güneş’e yani Şeşims’e doğru edilen duaların Tanrı’ya iletileceğine inanmaktadırlar. Güneşin doğuşunda Doğu'ya, batışında Batı'ya ve gece de Doğu'ya dönerek dua ederler. Dualar Kürtçe okunur. Günlük dua ibadetleri bireysel olarak yapılır. Laleş’te yapılan hac törenleri dışında toplu ibadet ve dua mekanları yoktur.
SÜNNET ve VAFTİZ
Yeni doğan çocuklar mümkünse bir hafta içinde ya da 2 yaşına kadar mutlaka vaftiz (Mohr kirin) olmalıdır. Laleş’te bulunan Şeyh Adi Mabedi civarından alınan su çocuğun başına 3 defa dökülür. Sünnet de vaftizden kısa bir süre sonra yapılmalıdır.
HAC
Ezidiler hac için Laleş’e giderler ancak Ezidi inancı çerçevesinde toplu ibadet edilen tek mekan Laleş’tir. Ruhban sınıfı da Laleş’e yakın köylerde yaşar. 6-13 Ekim tarihleri arasında Irak’taki Laleş Vadisi’nde Şeyh Adi Mabedi’nde yapılan hac, Ezidiler için yerine getirilmesi gereken dini bir kuraldır.
Hac mekanında ağaç kesmek, ayakkabıyla dolaşmak ve içki içmek günahtır. Hac görevi bir hafta sürer ve bu süre içinde şeylerin türbeleri gezilir, kurban kesilir ve her gece ruhani grup tarafından Sema adı verilen dini bir tören düzenlenir.
Çakıltu, sema törenlerinin vazgeçilmez parçasıdır. Mevcut 5 kasenin içi yağla doldurulup yakılır. Üstte olan büyük kase dünyayı, onun altındaki 4 kase de doğu, batı, kuzey ve güney yönlerini simgeler. Bu haliyle sema halindeki ruhbanlar dünyanın etrafında dönen melekleri tasvir etmektedir.
DIŞARDAN BİRİYLE EVLENMELERİ YASAK MI?

Ezidiler Adem’in oğlu Seyyid bin Car’la cennetten getirilen bir hurinin soyundan geldiklerine inandıkları için Ezidi bir anne babadan doğmak Ezidi olmanın temel ölçütüdür.
Bir Ezidi’nin Ezidi olmayan biriyle evlenmesi kesinlikle yasak olduğu gibi bir Ezidi’nin bir başka Ezidi ile evlenmesinin önünde de birçok engel vardır. En önemli engel kastlar arasındaki farktır. Ezidi toplumu şeyh, pir ve mürid kastlarından oluşur ve bu kastlar arasında evlilik kesinlikle yasaktır.
Ancak Ezidilerin evlilikle ilgili anlayışları son 200 yıl içinde değişmiştir. Önceki yüzyıllarda cemaat çok eşliliğe karşı çıkarken şimdi nüfusun azalması nedeniyle buna göz yumulmaktadır. Evlilik ve boşanma işlemleri Şeyh Hesen şeyhleri tarafından yapılır.
Topluluk arasında boşanma yok denecek kadar az olsa da böyle durumlarda kadının da boşanma hakkı vardır.
ÖLÜM- CENAZE TÖRENLERİ

Dünyanın neresinde bir Ezidi ölürse, o Ezidi’nin cenazesi doğduğu topraklara getirilir. Cenaze töreni sırasındaki dini ritüeller Ezidilerin yaşadıkları ülkeye göre değişebilmektedir.
Örneğin Ermenistan’da mezarlıklar küçük bir oda olarak tasarlanır; ölen kişiye yeni bir kıyafet giydirildikten sonra kefenlenir, ölünün başının altına yastık, tabutun yanına bir tas ve özel eşyaları konur.
Ermenistan dışındaki bölgelerde ise yakın zamana kadar tabut kullanılmazdı. Ölen kişiye beyaz bir fistan, eldiven, çorap ve hırka giydirilir, sonrasında kefene sarılırdı. Irak’ta Laleş’ten getirilen toprak gözlere, ellere ve biraz da dudağa sürüldükten sonra yüzü güneşe dönük bir şekilde gömülür.
Cenaze sırasında ölen kişinin ahret kardeşi, bağlı bulunduğu şeyh, pir ve merebbi de hazır bulunmalıdır. Pir, suyu bedene helal kılar, merebbi suyu şeyhe verir, şeyh de bedeni dualar eşliğinde yıkar. Ölü toprağa verilmeden önce ahret kardeşi kefeni açar. Ayrıca ölenin yakın akrabaları, örgülü saçlarını kesip tabuta atar veya mezar taşına bağlar.
Birçok ruhban Ezidi’ye göre ruh ölümsüzdür ve ruh kendisini sürekli yenileyerek yeni bedende var eder. Bu nedenle Ezidiler ölüm anına kiras guherandin(beden değiştirmek) demektedir.
BISK TÖRENİ
Erkek çocuklar, tabi oldukları şeyh köye gelip yüzlerine dokunup Bısk Duası’nı okuyana kadar saçlarını kesmez. Kızlara bısk uygulanmaz. Kızlar Laleş’teki kutsal suyla vaftiz edilmekle yükümlüdür. Hurilerin saçlarının kesilmediği inancından dolayı kızların saçlarını ömür boyu kesmemeleri gerekmektedir.
VE YASAKLAR...
Tanrı, Melek Tavus ve Xudan’ların adını kötü anmak, ruhbanlara ve kutsal mekanlara saygısızlık etmek gibi soyut günahlar dışında elle tutulur bir dini kitabın olmaması yasaklar arasında kültürlere göre değişimlerin olmasına yol açmıştır. Bazı yasaklar da bazı gruplara mahsustur. Örneğin bazı Amadin şeyhleri güneşin kölesi olduğuna inandıkları için horoz eti yemezken müridler için böyle bir sınırlama yoktur.
Ayrıca birçok Ezidi için balık tutmakta sakınca yokken tutulan balığın yenilmemesi daha çok kabul görür.
Balık yememek yasağın değil minnetin ifadesi anlamına gelmektedir.
Ateş mümkün olduğunca söndürülmez ve siyah yılan da öldürülmez.
Siyah yılan öldürmemeye yönelik farklı hikayeler anlatılmaktadır.
Ermenistan’da, Adem ve Havva’yla konuşan ve dünyanın şenlenmesine vesile olan yılandır; Türkiye’de Nuh’u gemisinde açılan deliği tıkayan ve kainatın felakete doğru gitmesini engelleyen yılandır; Irak’ta Ezidi topluluğuyla husumeti olan Şeyh Mend’in topluluktan ayrılıp Laleş yolunda durdurarak tapınağa geri getiren yine yılandır.
Lahana, marul gibi içe doğru kapanan sebzelere yönelik yasaklara Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Ezidilerin uyduğu pek görülmez ancak bu kurallar Suriye ve Irak Ezidileri için halen önemlidir.
Bir Ezidi’nin herhangi bir sebeple etrafına çizilen çemberden dışarı çıkmaması en popüler yasaklarından biridir. Buna göre Ezidi’nin çember dışına çıkması ancak çemberi çizenin veya çember dışındaki herhangi bir kişinin dairede ufak da olsa bir aralık silmesiyle mümkündür.
Sadece Türkiye Ezidileri arasında uygulanan bu yasağın esas nedeni bilinmemektedir ancak bu inancın Şeyh Adi’nin “benim takipçilerim, dinimin çemberinden çıkmasın” sözüne dayandığı söylenebilir.
Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM
osaricam@haberturk.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.